Gözlerinin yaşı silindi rüzgarla;
Karşı kıyıya bakıyordu yalnızlığım,
İçine kapattığın tutsakların ardında,
Kayboluyordu karanlığın iltihabı.
Henüz çok erkendi Laura,
Hiç bitmemiş gibi davranabilirdik gizlendiğimiz ekranda;
Sen olurdun O, ve ben O’na anlatırdım sen olmadığını.
Ya da dinmemiş bir sızı,
Kadın olmayacakmışçasına bir kız gibi.
Yakardı yanık tenini güneş, keskindi bir o kadar da.
Kesindi tavrı yaşamın,
Kısıtlı bir metin gibi.
Özneden yoksun bir satırdan oluşurdu kelimeler sanki.
Saklanırdı kadehin ardında, salınırdı göz yasıyla.
Karışırdı bir o kadar,
Karmaşık bir bütünün yansıması.
Kısık ateşte kaynıyor içimdeki yankı,
Dört duvara, belki fazlasına çarpıyor dalgalarım.
Laura…
Sarhoşluk,
İhtiyacım olan durgunluk, istediğim tek şey.
Pürüssüz bir yüzeyde maskelerle dans etmek.
Islak bir bedenden süzülmek yukarıya,
Ya da düşmek yükseklerden en aşağılık adama.
Yapamıyor bedenim her şeyin ortasında, duramıyor.
Durulmuyor bir bardak suda, dalgalanıyor.
Bahsettiğim her şey aslında hiç,
Hiçlik ile doğmuş bir çemberin çizikleriydi çehremiz.
Dönüyor dünya eksenimde, sonsuz bir döngü.
Kusursuz bir cinayetin lastik izleri acının sürgüsü.
Hızlı adımlar atıyor araç, kasvetli bir gök yüz Ay’ın ardında.
Şiddetli bir sıcak Ağustos ayında.
Keskin bir koku,
Çürüyor…
Eriyor…
Hızlı adımlar atıyor araç, şiddetli bir yağmur ardında.
Bunaltıcı bir hava Ağustos ayında.
Garip bir his,
Yok oluyor…
Tükeniyor…
Henüz çok erkendi Laura,
Hiç yaşanmamış gibi davranabilirdik aslında,
Kaçabilir, gölgelerimizde saklanabilirdik.
Venüsten bakardık Jüpiter’e,
Kayardık bir yıldız gibi anıların saydamlığında.
Kanardık içten içe ateşin gözlerimizi yakmasıyla,
Dalardık ya da uçsuz bucaksız bir hatıranın fotoğrafına.
Belki de bir dalga alırdı bedenimizi,
Yükseklere, dahasına herşeyin, taşırdı gelgitlerimizi.
Kıyıya vururduk istemeden, sahildeki kumsal…
Ellerimizle inşa ederdik kumdan kalplerimizi.
Dağılırdı kolayca, yanılırdık…
Ertesi olurdu sabahın, gecesinde hayaller;
Unutulacak gibi değil, Tanrı’m neredeydin?
Neresinde rol aldın bu dramanın..
Hangi parçası senin eserin, hem hangi satırını yazmıştın.
Nasıl olur da bir cinayet zanlısını Tanrı sanmıştım…
Yapamadım, yaşatamadığım bir ben var dışarıda.
Bir sen var O’na anlattığım, bir O sen sandığım.
Kandığım, kanadığım çoğu an,
Sarıldığım bir hayalden ibaret boşluktaki yatağım.
Gittikçe içine gömülen, ilerledikçe karanlıkta çöken;
Silinen anılarımdan, kirlenen eliyle Tanrı’nın.
Hızlı adımlar atıyor araç,
Soğuk bir gece…
Laura,
Kapadım gözlerimi karanlığa,
Kapandı göz kapakların yanımda…