Hoşçakal…
Herhangi bir bestenin son dizesinde
Yalın bir ezgi gibi,
Tüm eskizlerin son tümcesinde.
Bak hala odamda duruyor,
Aynı çığlıkları atıyor karanlığın yüzünde
Aynı portrede sen ve ben
Sadece bir şey eksik sensizliğinden gelen.
Hoşçakal…
sanma ki bıraktım hala,
Hala, aynı tüm düşlerin vurdunduymazlığı
Sadece bir dilek olsa da içimde
Hala seni sayıklıyor her gece yarısı.
Dün gece inanır mısın gördüm sandım
Evet sendin, sen de o gibi davranırdı ne de olsa
Sadece sesten öte gelen bir rüzgar
Kulaklarımda yankılanırdı hala
Rüzgardı yavaştan pencereyi aralayan
Bir de sen olsaydın ardında kapıyı yarılayan
Gülümsemiş olsaydın ak düşmüş saçlarınla
Ve de yakını göremeyen kısık gözlerinle baksaydın bana
Sen olsaydın!
Bir hayali yaşatmış gibi bu dünyada
Deseydin işte buradayım,
Gittiğimi mi sanıyorsun yoksa hala
Sen olsaydın!
Keşke sen olsaydın da izin vermeseydin bu hayata.
Boşvermişliğe, boşluklarımdan hayat biçtiğim bu gerçeğe.
Hoşçakal…
Bak ben bildiğin gibiyim,
Ama bilmediğin çok şey var artık.
Bak ben bildiğin gibiyim,
Yine sana düşkün bu gözyaşlarım
Aldırma sen, bozulmuştu bir kere bu gözlerin vanası
Hiç de oralı olmuyor gibi tekrarlama bu yası
Yaşam nedir bilir misin
Sadece bunu söyleyebileceğim ben ölmedim
Yaşam bir ağıttır hüzünlerde yazılan
Ve de çoşkulu bir şiir mutluluklara ayrılan
Aslında ilk bahsettiğim yanında kavruluyorum
Dilerdim ki bu yanmak sadece güneşinle olsun
İstemediğim bir şekilde karanlıkta boğuluyorum
Umardım ki hayat sadece ışıktan ibaret olsun
Söylesene baba ölüm nasıl bir şey?
Yoksa bu cevabı yanında mı öğreneceğim.
Söylesene baba,
Gömdüğüm kefenlerden bir hayat mı biçeceğim.
Hoşçakal…
Ben bu yolda seni yaşatarak öleceğim.