Radyan


Sürüklendim zeminin üzerine, gözümü alan ışık hüzmesinin gölgesinde gizleniyordu benliğim. Damarlarımda dolaşan zehir, hızlı bir akım ile kılcal bir dokuya akıyor, gözlerim kızıl gök yüz rengine bürünüyordu. Sadece ben kalmıştım, biz kez daha yenilmiştim sonun döngüsüne…

Kızı kaybetmiştim, oğluna inancım yoktu Tanrı yetmezliğinde. Hiçlikle doğmuş bir bebeğin hikayesinde buluyordu kişiliğim kendini, yokluğu var ediyordu. Yeşile boyanmış nehirler akıyordu önümde, dökülüyordu asit yağmurları yeryüzünün içerisinde tekliği oynayan bedenime. Umut olmalıydık, ümit; ses olmalı idi kimliğimiz sessizliğin karanlık ilüzyonunda. Değişmişti dünya, toprak cansız; hayal gücü ise beklentiyle yaşam buluyordu. Yok oluşun ardından yeni evrenimizi de kurtaramamıştık. Tüm paralelliği kesiştirmişti hatalarımız bir ölçüde. Zaman aldı, zan altında kaldı zamanın bizden aldığı her bir yapı. Çürüdü bedenler, bir yığın kemik kaldı üzerine basarak yükselmeye çalıştığımız.

Sürüklendim ve baktım kızıl gökyüzüne. Başaramadım, tüm kirleri temizleyemedim bu yaşam zincirinde. Radyasyon etkisi giderek artıyordu ve tüm mürettebat ruhuyla ödedi kurtuluş düşüncesi ile çıkılan bu yolculuğun, sürgüsünü. Yeni yaşam hiç var olmamıştı, biz ilk dünyayı yok ettiğimizde farketmeliydik bu dünü… Anlamalıydık, yeni evren; Meryem’in eşinin olduğu evren olamayacak kadar Tanrı’sızdı…

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.