Sıradan bir yaz, sıcak bir gün; tüm mevsimlerin rutubet kaplamış düşüncelerinin birinde seyre dalıyor yaz günü. Tüm ilanlarda kayıp gösteriliyor oysa güneş, yörüngesinden sapmış; sapkın, anlamsız ve de düşüncesiz tavırlarım. Uzanıyorum tahta bir zemine, gökyüzüne bakarken aldanıyor umutlarım. İzliyor olmalı Tanrı, yukarıda işte, parıldayan herşey, onlar olmalı Tanrı’nın gözleri…
Bir an önce bitirmeliyim bu işi, gecem sabaha dönmeden, köprünün altındaki araçtan getirmeliyim seni kalbimden sökeceğim her gereci. Sessizce, fısıldayarak ruhuna; kim yok etti seni, kimdi dizginlerini kopartan, ayaklarını yerden kesen sefil, söylesene kim düzdü seni? Hayır sessiz bir biçimde olmayacak bu gece, gözlerinden yağan yağmur damlıyor siyah bantın ağzını kapattığı çehrenden göğüslerine. Ağlıyor musun, bak yine beraberiz, yine biz bir bütünün iki yarısından ibaretiz. Tıpkı karanlık ve ışığın olduğu üvey kardeş hikayesi gibi, sense varoluşçu bir benliğe bürünürdün okuduğumuzda incili. Hala inanmıyor musun?..
Defalarca anlattım belki tekrar dinlemelisin, ne de olsa pek konuşkan değilsin bu gece. Hayır biliyorum elbet bakma öyle, o bantın neden olduğunu sanıyorsun kaltak? Kim bu hakkı sana tanıyacak, şimdi yalvarabilirsin inanmadığın her şeye. Aslında bir fon müziği iyi gelebilirdi, çırpınmayı bıraksa idin arabamız yakınlarda olabilirdi. Söylesene kim gidecek oraya kadar şimdi, neyse zamanımı bununla harcamayacağım. Yapmalı mıyım gerçekten bunu, bazen çok güçsüz olduğumu hissediyorum. Hatırlıyor musun kampa gittiğimiz o günü, o iğrenç yerde kalamayacak kadar asildin. Ne de olsa gözünde zavallı bir insandım, benim için uygundu değil mi orası? Kes ağlamayı, sana bırak dedim. Anımsıyor musun bunu, senin için basit bir obje ama içeriğine bakarsan 7.66 mm bir namluya sahip, evet anımsıyorsun biliyorum.
O gün berbattı her hali ile, halsizlik çökmüştü gece olmadan üzerime. İlk gördüğümde seni bambaşka biri gibi hissettim, senin bakışların ise öyle değildi biliyorum. Tüm eşyaları taşımak epey yormuştu benliğimi, sense yeniden doğmamı sağlamıştın değil mi? Farketmedin elbet, şüpheci yaklaşıyordum yeni anneme, yeni bir aileye. Ama babam sevmişti, senin anlayamayacağın ve hiç sahip olamayacağın duygulardı bunlar. Sefaletin basamaklarından zirveye çıkmak epey zor olacaktı aslında, alışkın değildim belki de senin yaşamına.
Ama ardından henüz alışmamışken kaybettim gökyüzümdeki bir çok yıldızı, sense hiç üzülmemiş gibiydin. Herşey o andan sonra başladı değil mi? O sevgi naraları, iki yüzlü tavırların ardında gizlenen şeytani hisler. Ben herşeye sahip olmuştum sense bir evin yamacında duran eski bir salıncak dışında hiç bir şeye. Biliyordun değil mi, her zaman sana aşık olduğumun farkındaydın. Bu yüzden mi, herşeyi alabilmek için mi… Nasıl aldandım bilmiyorum, gözlerimi dünyaya kapamış olmalıyım, küçük cam fanus içerisinde mutlu bir yaşam sürdürüyor olmalıyım sadece.
Ama artık görebiliyorum, gördüğümü görebiliyor musun?
Ya hissettiğimi, hissedebiliyor musun?
Artık bildiklerini bildiğimin farkındasın değil mi?
Hala beni seviyor musun?
Yalanlarına kanamam hayır, yeterince kanattın beni, kanayan ruhuma tek eşlik edendi viski kadehim. Anlayamıyorum, neden o? Herşeye sahiptin… Sanırım şimdi anladım, benim sayemde sahip olduğun herşey dışında bir aşk yoktu içerisinde değil mi? Evet bundan olmalı, bunun dışında ne varsa bu gece son bulmalı. Evet burada ‘Song To Say Goodbye’ çalmalı ve kadehimi yalnızlığa kaldırmalıyım. Duyuyor musun melodiyi, hadi dans edelim son kez, son kez de olsa seviyormuşçasına öp beni, gerçekmiş gibi, gerçekten biz olabildiğimiz sürece. Hadi kaltak, konuşmadan ellerin bağlı olduğu halde de dans edebilirsin. Hadi, kalk ayağa, aşağıdan bakınca beni yukarıda görmek sana acı vermeli değil mi? Sarılmana gerek yok, bunu ben de yapabilirim.
Sanki yine geçmiş bir film oynuyor gözlerimin önünde, hep bunu istemiştim. Sahip olamadığım tek şeyi, seni… Bu kadar yeter, gir şu çukura, bak senin için epey uğraştım. Simetri konusunda epey takıntılı idin, tam istediğin gibi tüm etrafı eşit ölçülerle belirledim. Görüyor musun gökyüzünü, bu gece kızıl olacak; kızgın, sinirli bakışlar atacak bize.
Birileri izliyor olmalı, yukarıda işte, parıldayan herşey, onlar Tanrı’nın gözleri…
Hayır hayır, bu gece onlar yalnız kaybettiklerimiz.