‘’Korkar oldum gölgemden, kendimden, her şeyden… Günlerim giderek daha farksız bir duruma bürünmekteyken, yapabileceğim bir şeyin olmayışı beni tedirginliğin ötesinde, ruhsal bir gerilime sokuyor. Sessizlik içerisinde kalmayı yeğliyor; gramofonda çalan eski bir alaturka ile düşünmekten kaçınır hale geliyorum. Sanki birileri var arkamda, devamlı koşuyor, koşuyorum. Birden odamın kapısı açılacakmış gibi ve bir daha; uzamış, kir tutmuş tırnaklarımı göremeyeceğim. Yardım elini uzatacak bir insan bulmak, kitap reyonları arasında sakinleşmem için, gerekli olan gambutrol ilacı aramama benziyor. Ölüm aniden bastıran bir sızı eşliğinde yakamda, yaşam ise giderek eriyen, sönmeye yüz tutmuş bir mum misali önümde. Kimliğimi dahi çözemiyorum artık, kimim ben, ne için buradayım? Her yerde olabilirler, beni dinliyorlar hissediyorum.. ama onlar kim? Yardım isteyebileceğim kimse yok, yoksa var mı?’’
Bir başkası olmalı, yedinci dairenin çürümeye bırakılmış yanlarında kalmakta olan bağımlı ya da bir üst katta yaşayan o zavallı, aciz ihtiyarın işi bu. Hem bu notu yazdıktan sonra ortadan kayboluşu ile sorumlu tutulmamalıyım. Daha ne kadar sürecek bu esaret, bir şeyler düşünmeli, bır çıkış noktası bulmalı bu girdaptan yoksa bir yirmi dört saat daha kaldıramayacak bu akıl oyunlarını zihnim. Hiç telefon görüşmesinde bulunmamıştı dün gece ve tüm gününü dört duvarın arasında, bir kaç sayfayı karalayarak tüketmişti. Yaktıkları da olmuştu kapının aralığında belki de sandıkları vardı her odanın duvarında. Hislerinden korkar olmuştu siluetler yerine ya da sessizlik O’na çok ağır geliyordu. Kulakları ile kaldıramıyordu bu ağırlığı yerden. Yalnızdı, Moda’da ufak bir butikte çalışıyor olması günlerini pek fazla çıkmaza sokmuyordu aslında. Hem o ihtiyarın da bir sanat sergisi yok muydu o gün orada? Belki bir boşluk anında bulunmuştu o sanat tezgahında. Ardından ihtiyar kurbanlarına bir yenisini daha eklemişti ıssızlıkta. Ya da aynı konumda yaşadıkları için evine kadar bırakma teklifi götürmüştü aslında. Sonra kimyasal bir kadeh şarap ile yok etmişti benliğini odada. Belki de zorla içeri girmişti uyuşturucu bağımlısı serseri, bir tür psikoz olan kıza saldırmıştı elinde olan tüm ilaçları almak için. Öldüğünü fark ettiğinde de taşımıştı bedenini bir bataklığa, ardından temizlemişti tüm kalıntıları yavaşça. Lanet olsun !
Sol kolum nedense daha çok acı veriyor şimdi, daha ne kadar kalacağım burada, daha ne kadar düşünmek zorunda kalacağım bunları. Gece çökecek birazdan, neden hiç bir polis memuru girmiyor bu odanın içerisine? Daha ne kadar anlatmalıyım bir şey bilmiyor olduğumu, kaç kez söylemeliyim benim olmadığımı, düşünemiyorum. Bir yerde bir yanlış olmalı, tüm gün evde değil miydi O.. ihtiyar olmamalı. Belki de tam olarak o yaşlı, inatçı keçi olmalı Alisa’yı öldüren. Düşünsene; mükemmel bir bahane değil mi o gün evde olmayıp, tam olarak O’nun çalıştığı yerde bir sanat galerisinde yer almak. Evinde olduğunu biliyordu Alisa’nın ve böylece kurbanlarına bir yenisini daha eklediğinde, bir grup katılımcı şahit olacaktı galeride bulunduğuna. Ya benim neyim vardı? Tek bir şahidim dahi yoktu gizemli yaratıcıyı da saydığımda. O kaçık ihtiyarın hala neden o apartman çöplüğünde yaşadığını anlamıyorum. O amaçsız şekillerin oluşturduğu yağlı boya çalışmalarını nasıl satabildiğine dair hiç bir fikir edinememiştim bunca yıl. Anlamsız renk karmaşası ne şekilde çıkarabilir insanların ruhunu bedenden dışarı? Bir iki karalamaysa her şey ben de bir eskiz oluşturabildirdim karelerin içerisinde sonsuz dairelerle. Ya da yeni bir beni resmedebilirdim beyazlığın üzerine siyahla kaplı, renksizliğin noksanlığında kanlarla akıttığım. Belki de fazla yüklenmemeliyim ihtiyara; geçen seni kaybetmişti otuz yedi yıllık eşini sonbaharda. Minyatür sanatıyla uğraşırdı O da, iki eş karakterin buluşması gibi adlandırılırdı yakınları tarafından. İlk tanışmaları Galata Köprüsü’nde gerçekleşmişti elli dokuz yazında ve ihtiyar yaklaşmıştı güzel bayana arkasından. Keşke tüm bu güzelliği sığdırabilseydiniz demişti o küçücük anıya, ve bayan; elinden geldiğince küçülttüğünü söylemişti insanları o esnada. O’nun için bu şehir yakından baktıkça güzelliğiyle seni hapseden bir zindan gibiydi ve insanlar o kadar küçülmüştü ki tüm sevgilere yetecek kadar yer edinmişti İstanbul tabloda. Tanışmalarının ardından uzun sürmemişti evlenmeleri, kısa bir yat serüvenine atılarak geçmişti balayı serüveni. Modadaki evi restorasyona verdiğinde, eşinin ellerini bırakmasından tam olarak yedi ay geçmişti. Sanat galerisi olarak kullanmaya başladığında taşınmıştı bu çöplüğe ihtiyar. Kesinlikle O olmalıydı, terk edilmişliğin hissi bürünmüştü bir defa benliğine. Genç bayan ile tanışıp O’na aşkını ilan etmiş ve yaşı yetmemişti bu konuma. Bu acıya daha fazla katlanamayıp öldürmüş olmalıydı Alisa’yı elleriyle…