Gizlemeliyim, saklamalıyım, henüz pıhtılaşmamış kanı vücudumda, hala şiddetli bir acı veriyor. Hem o serseri neden hiç sorguya çekilmiyor? O eroin bağımlısı arkadaşlarıyla her gece, sesleri apartman boşluğunda yankılanırken neden hiç O’na hesap sorulmuyor… Yaşamın dahi dışladığı bir hayat içerdiği vücudunda, kesik eksik nefes alışları geçmiyor çoğu an nefes borusundan. Nasıl oluyor da iki sözcüğü toparlayıp dudakları arasından dökemeyen bir insan zanlı rolü üstlenemiyor bu senaryoda? Biraz daha düşünmeli bu konuda, toplamalıyım aklımın kalıntılarını. O serserinin bir kimliği dahi olduğundan şüpheliyim, hem hangi kirayı gününde yatırmıştı ki bana? Bir gün ziyarete gitmiştim evi-(n-m)-i; iki oda bir salondan oluşan akvaryumun oksijen aktaran motoru bozulmuş gibiydi. Nefes alabilmek için hızlı bir şekilde başını apartman boşluğuna bakan pencereden dışarı sarkıtman gerekiyordu. Leşliğin güzelliği olarak adlandırıyordu bu durumu bana, her öznesi yoksun gibi şartlandırmıştı kendisini hayatında. Orada kalmasını sağlamam anlattığı öyküden geçiyordu; doksan altı senesinden bahsediyordu bana. Melankolik tavırları bırakmasını söylediğimde kendim de inanamıştım nasıl yapabileceğine aslında. Babasının ikinci evliliğinden gelmişti bu harabeye, ilk evliliğinden de üvey annesini öldüren bir abiye sahipti cezaevinde. Doksan üç kışında, henüz tuzlanma çalışmaları başlamamıştı Aralık ayında. Büyük bir ikramiyeye sahip olmuştu babası bir yıl ardında. Mutlu bir evlilik zamanla yok oluşu izlemişti, izlediği tüm yollar ile babası, ardında bir damla tebessümü silmişti. Annesi O’nu dünyaya bıraktığında, eski yaşamları, eski hataları birer birer görmezden gelmişti. Büyümeye başlamıştı bedeni yavaşça, babası ise davranışları ile giderek küçülüyordu. Bir akşam yine aklı, yitirmişti kendisini sarhoşluğun çizgisinde, bir adım daha atamıyordu aşka. Aldatılmış kadın farkındalığı bir kenara itip saplamıştı ne kadar bıçak varsa babasına. Gözlerinin önünde yıkılmıştı cansızlığa itilen beden yere ve bir grup sağlık ekibi toplamıştı yaşam yoksunu silinmişliği yerden. Öncelikle mahkemeye çıkarılmıştı annesi, akli denge kaybı yaşadığı için hastaneye yatırıldı ardında. Aralıklı olarak ziyaret etmişti O’nu ve babasını. Bir anda tüm ailesini kaybettiğinden bahsedip durmuş, ne kadar çok enkaz varsa onların altında olduğunu savunmuştu, yaşatarak hayatını. İstediği kadar kalabileceğini söylemiştim, önceliğim tamamen yıpranmamasını istemekti. Apartman sakinleri tarafından gelen bir kaç şikayet yüzünden uyarmak zorunda kalmıştım serseriyi. Bir yandan da aynı durumda olmuş olsam nasıl olacağını düşünerek geçmişti günlerim. Alisa; bir yan dairesinde oturuyordu O’nun, bir defasında yaşamın ancak güzel bir karakter ile yaşanılabilir olduğunu söylemişti bana. Alisa; bir üst seviyesindeydi O’nun, asla bir sefil ile beraber olmamalıydı aslında. Bir kaç kez şahit olmuştum konuşmalarına, bir kaç hayattan fazla. Henüz açmamış bir çiçek gibiydi teni, güneşten sakınırdı, hatta güneş O’nu gördüğünde bulutların ardında saklanırdı. Hiç zaman kaybetmeden takınırdı masum ifadeyi gördüğünde Alisa’yı. Bilmiyordu O, fark edememişti hiç bir zaman o serserinin ne denli O’na zarar verebileceğine. Engellemeliydim, engellemeliyim.. kahretsin kolum hala acıyor… Bağımlının işi bu, öldürmüştü güzelliğin yansımasını. Yok etmişti Tanrıça’nın hologramını ve katletmişti zamanın yankısını. Sesim çıkmadığı kadar bağırmak istiyorum, bu acı dayanılmaz, çıkartın şu kelepçeleri.
Çıkmalıyım artık buradan, bana dair ne şüphe olabilir ki bu öyküde? Çıkartın beni, artık çıkartın… Lütfen… Aklımı kaybetmek üzereyim düşünerek, düşünmemeliyim. Hayır ben yapmadım, o ihtiyar.. o serseri.. onlar olmalı. Hiç bir delil yok elinizde, hiç bir düşünce olmamalı zihninizde. Her şeyi temizlemiş olmalıyım, saat, parşömen.. kapıda hiç bir zorlama olmamalı. Ya da parmak izi, hayır tüm kadehler de yıkanmış olmalı. Zemin, parke.. döşemeler… Lanet olası kaltak, mutfaktaki döşemede olmalı her şey. O uzun, iğrenç tırnakları ile kestiği kolumdan akan kan.. hala orada bir yerde, o dolabın önünde olmalı. Tanrı’m, nasıl düşünemedim bunu, sürtük adeta tenimi bir cehennem köpeği gibi yaralamış olmalı. Bu odada kamera olmamalı, hayır lanet sözlerim duyulmuyor olmalı. Çok karanlık, çıkmak istiyorum artık.. lütfen, çıkarın beni. Ben yapmadım, ben.. öldürmeliydim, anlamlıydı. O bağımlı ile birlikte olmasına dayanamazdım o güzelliğin. Yapamazdım anlıyor musun, direnemezdim…
Üzgünüm, Alisa…