Susmakla bitmeyecekti sessizlik, yanılsamalar; tüm bu kurgu, yalnız kafamda değildi. Bir şeyler uzaklaşıyordu benden, yavaşça… Dokunmak bir tenin şeffaflığına, masumca olamazdı yaşamda. Yaşadığım, anılarım; raflarda tozlu bir biçimde duruyordu artık. Bense, ertesi güne kalkıyordum yarından. Yanımda hiçbir şey yoktu zarlarım dışında, sözcüklerim çoktan bertaraf olmuştu. Kapıldığım bu his, ya şu an eritecekti bedenimi, ya da başka bir evrendi tükendiğim.
Bir hastalıktı bu kalemi parmaklarım arasında gezdirdiğimde, cümleler birer birer dökülüyordu ellerimden. Gökyüzünün rengi önemli değildi artık, ne de gözle görülen siluetler. Yatağımın altında sakladığım karabasanlar, çok daha gerçekti geçmişimden. Direnmeyecektim bu sefer, teslim olacaktı günahlarım. Ardı ardına beni vuran düşler, gerçekleşmeyecekti sandım. Ne hüzünler biriktirmiştim taşırken sırtımda hayatı, omuzlarımdaki bu yük ağır basıyordu artık. Kana bulanmıştı her yanım, bir yanım da farklı davranmıyordu, aksiydi tavırlarım. Bir sanatçıya ait olamazdı sakladığım tablolarım, hepsinde aynıydı tonlar. Karanlığın dogmasından, ışığı fark edene kadar ve merkezinden başlayıp, tablodan taşana kadar sürüyordu komedya ama hiç eğlenmemiştim. Hiçbir zaman da epik değildi şiirlerim, daha çok düz yazan biriydim. Adımlarımı hep bir sonraki odaya kadar takip etmeli, bir başka boyuta kadar koşturmalıydı zihnim. Kabullenebileceğim tek ilahi, ilmi beşer ya da anatomik bir yapılanmanın oluşturduğu güç iken; asla kabullenemediğim tek ilah, perdenin ardında saklanan ve yüzünü hiçbir zaman göstermeyecek olandı. Şeytanlarım her an yanımda iken, geleceğim; hiçbir zaman sanatçıya inanmamaktı ve susmakla bitmeyecekti bu sessizlik…
Duymuyordum çoğu zaman, durmuyordu hislerim. Bir başka sancıyı daha kavurduğumda güneşte, karanlığı bekliyordu dirilmek için bedenim. Yok olduğunda bu adam; varlığı sona erdiğinde yaşamda, başka bir yas daha bıraktığında ardında ve kuruduğunda tüm göz yaşları ardında, yeniden başlayacaktı bu furya. İki yüz günü aşkındı kuluçkaya, paytak adımlar atması için belki bin gün gerekli, sözcükleri dudaklarından dökmesi için iki bin geçecekti. Yavaş bir oluşumdu, donuktu. Ölümün soğukluğu ne kadar vuruyor olsa da yüzüme, sıcaktı doğum, ateşliydi. Yorgun bir savaşçıydı kalbim, birçok yerinden yara almış, güçlük çekiyordu yürümek için. Koşmak mı bir daha? Asla, asil olan tüm hisler, birer asi gibi görülüp çoktan asılmıştı bu topraklarda. Birçoğunu öldüren bedenim, kirletmişti ellerini sıcak, kan dokusuyla. Kokuyordu üstüm başım, telaşa kapılmış bir çocuk gibi saklanıyordum yorganın altında. Sarılmıştı her bir yanım, korkuyordum tüm korkunç yüzlerin, gözlerimi kapadığımda benimle olmasından. Aynı şekiller, farklı düzende birikiyordu göz kapaklarımın altında, tenleri yanık, göz bebekleri karanlıktı. Yüzlerinde yer alan yaralar, cehennem yangınlarında alınmıştı. Bırakmıyordu peşimi hiç biri, takip ediyordu beni sanrılar. Sarmaşık gibi dolandığımda içlerine, zehirlenmişti düşüncelerim çoktan. Kararsızdım, kararlı bir şekilde ölüme yürümek yanlış mıydı? Yapamadığım her gün kendime, neden bu denli kızmaktaydım? Başarısızlıkla sonuçlanan bu yapının imarına, çoktan yıkım kararı vermemiş miydi tanıklarım… Ben olduğumu sanıyordu çoğu, benmişim gibi kuyruğumda geziyordu, ben yaratmışım gibi bana tapıyordu. Bense O’na, onlara; Amerikan güzelindeki öldürülen o adama, İsveç’teki iki binlerin oluşumu o gruptaki sözleri yazana, İtalya’nın en zeki ressamına… Her birine, her güzelliğe farklı bir hayranlıkla bakıyordum. Buralardan gitmeyi düşündüğüm her an, son bir hoşça kal şarkısına eşlik ediyordum. Her an nefretim, öfkem yüzüme yansıdığında, kızgın sarışının doksanlarda kalan, uygunsuz sözleriyle kendimi parçalıyordum. Dağılmıştım, belki her bir yana dağılmıştı parçalarım. Kandığım onca güzel anıya, bir kadeh ardında elveda demekteydi dudaklarım. Farklı bir işleyişti bu zihnimde, bir kontrol yoktu. Bir saniyem diğerini tutmuyorken, yükselenim öne çıkmak için uğraşıyordu. Şubat soğuktu, on dördü ise soluk…
Kendimde olmadığım her dakika, aklımın odalarına izinsiz giriş yapılmış ve soyulmuştum. Tek bir an bile tereddüt etmedi sonum, cevaplayamadığım bir soruydu. Bildiğim onca şeyin ardında, bilmediğim, belki henüz farkına varmadığım onlarca tonu vardı tekliğin. Sek içtiğim bir içkiydi ve sertti, önüme çektiğim onca setten sonra bana yaklaşmak imkansız gibiydi. Yek gelinen bu dünya içerisinde tektim ve seksen, sonunda hayata gözlerimi açtığım bir kuşak bitimiydi. Bugün için yeterli değildi geldiğim nokta, ufak bir karalama gibiydim tüm beyazlığın, yapraklara yansıyan tarafında. Küçük bir noktaydım ben ve gittikçe küçülüyordum, her bir yaş basamağı, ıslak ayaklarla çıkmaya çalıştığımda. Sonsuz bir döngüde hapsolmuş kimliğim, birçok beni de hapsetmişti içine, içince güzeldi özgür kaldığım düşüncesi belki de. Kopya kalpleri biriktirdim içinde, her biri farklı davranıyordu tutarsız bir biçimde ve asla anlayamadım hangisinin benim olduğunu düşlerimde. Yıldızlar düşüyordu gökyüzünden, yansıyordu Ay maviliğin yüzünde. Yüzeyde kalan bedenimi kaldırıyordu dalgalar, taşıyordu beni bu yer yüzden. Sesim gittikçe kısılıyor, gömülüyordu sessizliğe. Değişim talep ediyordum, değişmiyordum ben hiçbir öyküde. Üçüncü bir gölge olarak başlıyordum satırlara ve ben olarak çıkıyordum her defasında. Kaynıyordu bedenim kazanda, yükseliyordu sıcaklık; diğer leşler yok olduğunda yaşamdan, çürüyordu içimdeki kıskançlık. Hapsolmuş, içime; daha da derinlere indiğinde bir keşif gemisi, değersiz bir eşya gibi görüyordu beni, solmuş, yok olmuş. Okyanusun kalbinde konuşmaya çabaladığım her an, birer baloncuk olmuş sözlerdi her düşünce, mahvolmuş. Biliyordum bitmeyecekti susmakla sessizlik, tükenmeyecekti bu dipsiz kuytu içimde. Başka bir baharın güzüydü, düşen bir yapraktı sararan ve farklı bir hikayeydi sayfalara dolanan.
Rahatsız bir tavırdı, yakıp yıkmak ya da ateşe vermekti hayalleri. Karalamaktı her emsali görülmemiş metni, sızlanmaktı. Şiddetli bir sızının göğsümü delip geçmesiydi çoğu zaman, ağlamaktı. Yanmaktı satırlarda, nefretti, aşktı. Küçük bir kaçamaktı hayattan, kaçırmaktı anı. Tanı koyulmamış her dakikaya, farklı bir anlam kazandırmaktı ardında. Kaybolandı, kayıp ilanı verilmiş tüm benlerime, bir bedel ödemeden gün ışığına çıkmak, bir mahkum gibi kaçarken her şeyden, yargılanmak üzere tutuklanmaktı. Tutuklu kalmaktı aynada, tutkulu bir yaşamdı. Susmakla bitmeyecekti, alışa gelmiş hayatlara, başka bir pencereden bakmaktı. Soluksuzca süren sevişme seanslarıydı, arka koltuklarda oturan ruhların. Koşarken yelkovan, akrebin hep arkada kalmasıydı. Olmamasıydı bir şeylerin, hiçbir zaman var olamayacağı kaygısı, hiçbir an zamanı tutamama yanılgısı. Aksini düşünemediğim betimlemelerin, beni ifade edemiyor olmasıydı. Dalmaktı uzaklara tekrardan, kalmaktı yalnız.
Sona erecekti burada komedya, zarları tekrar attım.