Hiç gelmeyeceğini sandım…
Uzun zamandır yalnızdı her yanım,
Bekliyordum seni kapılar kapandığında.
Hiç gelmeyeceksin sandım,
Yoksa başka bir beden miydi yanına aldığın?
Durmadan düşünüyorum bu sıralar.
Geldiğinde ruhuma, dokunmalı,
Uzanmalı mı ellerim kollarına?
Gözyaşı dökmeden asla,
Bitirmeli miyim bu yası yaşlanmadan,
Tükenmeden, erimeden bedenim yoksa.
Dağılmalı mıyım bir anda, başka bir uykuda,
Başka bir düşün koynuna mı girmeli,
Başka bir kimse mi silmeli yaşları,
Akarken gözlerimden dudaklarıma?
Secde etmemiş naaşım mı gelmeli dize,
Dizelerdeki sözcüklerim yanarken isyanla.
Parçalamalı mı yoksa kalbimi bin parsel,
Bir eş güzel, bir işgüzar ruh dans ederken,
Şehvetle, kalbin her hangi biri için atmasıyla,
Her farksız gözün bana çevrilmesiyle o anda.
Günahlarla silerken geçmişi, içerken sek,
Yatağın uzuvlarından inerken aşağı,
Sabahın ilk ışıklarında çaresiz kalırken tek,
Ardında yanarken gecelerimle hep,
Gider miyim bu yolsuzluktan uzaklara?
Düşünmeden edemiyorum şimdi,
Ne de çok düş kalıyor raflarda tozlu,
Koyu, mat giysiler, saklanırken yatağın altında.
Ne de çok acımasız, ne de duygulu,
Ağır bir yükü atıyorum sırtımdan.
Savruluyorum ardında, bir bedenden çıkıyor,
Başka bir elbiseyi giyiyor ruhum.
Savuşturduğum her gerçeğin tadında,
Acı, kederli bir hüzün bırakıyor altın vuruş.
Önce yağmuru döküyor güneş,
Saçları kızıl, doğudan büyüyor, batıdan kapıyor gözlerini.
Çarparken damlalar yüzeye,
Bir tını gibi sesi, kulaklarımda hala,
Sesleniyor bana dalgalar, vururken kıyılara.
Hazan vakti bu, talan olmuş ruhun kırıntılarında,
Hasat ediliyor tüm tohumlar ektiğim.
Büyümeyecek düşlerin küçüklüğü yaşamda,
Korkuyor büyüklerden, küçüklüğümdeki ürkekliğim.
Henüz yaşlanmadan beni toprağa gömen rüzgar,
Esiyor tenimde, çarpıyor esintisi,
Ilık değil, bir ölü kadar soğuk bedeni.
Bir kostüm kadar boş içerisi,
Asla doldurulamayacak içimdeki boşluğun haznesi.
Bilmiyordum, gelmeyeceğini sandım;
Yalanlarımdan inandığım bir gerçek yarattım.
Bu yüzdendi umursamaz tavırlarım,
Böylece hiç gitmeyeceğime kandım.
Ayrılmayacağıma buradan, kopamayacağıma asla.
Ağlamayacağıma bir daha, yanmayacağıma orada.
Hiçbir kanıtın seni göstermiyor olmasıyla yaşadım.
Ayakların yürümüş olduğu onca senenin hatırına,
Karanlığın içindeki saklı düşüncelere tapmıştım.
Yaktım bir anda ardında, boştu şehir, sokaklarıydı sisli,
Beyoğlu’ndan yukarı doğru çıktıkça adımlar,
Denizin altında kalıyordu Şişli.
Yaşamak istediğim ve yaşam bulduğum yerin aksine,
Orada yıkanmayacaktı, bir adamın ellerinde bedenim.
Temizlenmeyecekti günahlarım besbelli.
Ve ben gelmeyeceğini sanmıştım,
Bu yüzdendi gidişim.