Bir kaç atım, süreksiz adımlar ardında; süreli gelen bir faz bu damarların incelmesi, yoğun bir şekilde enjekte edilen yaşamı kaldıramamak; hayatın sona ermeyecek temennisi ile yersiz bir şekilde ifade edilmesi gibi. Kifayetsiz, kıyafetini asla üzerine uyduramamış ruhun, çıplak bir şekilde dikilmesi korkuların karşısında. Silinmesi kirlerin, dezenfekte edilmesi bulaştığı tüm pisliğin; bir kaç adım ardında, hiç bir zaman, saramayacak olmak geri, kapayamayacak olmak tenine işlemiş tüm izleri.
Geride kaldı bu aşama, yansıma; kuzey yıldızlarından süzülüyor rıhtıma, batıdan esen rüzgarla vuruyor kumsaldaki, eskimiş ahşap yapıya. O’nu öldürdüm, hiç bir zaman kolay olmamıştı bir hayatı, ellerinde son buldurmak. Asıl güç olan şey, bununla yaşamaktı, geçmişin devamlı seni takip eden bir gölge gibi peşinden ayrılmamasıydı. Hata değildi hiç biri ama doğru olamayacak kadar da yanlıştı. Daha önce bir çok kez kana bulanan ellerim, ne denli titrer olmuştu bu kez, ne densiz bir tutumla meydan okumuştu bu hisse. Bir katilin korkusu olmamalıydı bu düşüncelerden, sakin olmalıydı herşeyden önce. Yapamamıştım, saniyeleri sığdırdığım anlar, sayfalar, yapraklar olarak karşıma çıkmıştı. Okuyamamıştım ben bu metinleri, görememiştim geleceğin gizemli karanlığındaki, dudaklarına dikiş tutturulmuş gerçeklerini. Duyamamıştı kulaklarım, yalnızca çığlıklar vardı. Bir grup insan toplanmış ve tartışıyorlardı, yükseliyordu sesleri gittikçe. Bir yangın çıkmıştı mahzende, kıyıya yakındı. Belki aklımı bir kaçkına çeviren gürültü, ateşte yanan bedenlerden geliyor, birer ceset haline dönüyordu. Sakin olmalıydım, görmemişti beni hiç kimse! Bu cansız bedeni taşımalıydım o ateşe, fark edilmeyecekti bile. Farkına varmadan geride bıraktığım bedenlerden biri olarak kalacaktı hem de. Sen de karaladığım bir isim olarak yer alacaktın listede, yüzlerini anımsayamadığım bir siluet olacaksın demiştim, yerde uzanan cansız güzele. Yürüdüm, ardıma bakmadım bu kez.
Bir kaç gün, bir çok adım attı hüzün. Güzün geçmiş olması ikna etmemişti havayı, koyu ve yağışlıydı her yanı. Yapay kanı, her şey güzel olacak değildi hiç bir zaman bende. İnanmamayı seçmiştim, öyle ki, inandıklarıma dahi bir değer biçmemiştim. Sinmemişti içime, giriftti bilmeceler; uğraşamayacak kadar yorgundu ruhum, yorgan o kadar soğuktu ki, onu yalnız ben ısıtıyorum sanıyordum. Karanlıktı her an, bir ışığın varlığından, yolsuzluğa gidiyordu insanların ömrü. Köreliyordu duygular, sönüyordu doğuda güneş, batıyordu ortada. Yüzmeye açıldığım sular, yutuyordu giderek bedenimi. Kumsala attım ayakları tekrardan, yürüyordum ve O susuyordu.
Henüz ateşe atmak için erkendi her şeyi, vazgeçmek içinse çok geç. Lukas da öyle yapmamış mıydı? Uzak bir tebessümdü öncesi, ince eleyip iyice dokuması gerekmişti bir şeyleri. Gökyüzündeki görsel bir şölen gibiydi kızın adı, belki bu onu korkutuyor, belki de aşık olmasını sağlıyordu. Gözlerini, okyanusun derinliğindeki saydam maviliğe benzetiyor, tenini, pürüssüz bir yüzey gibi hayal ediyordu. Lukas biliyordu zamanı, yönetiyordu yaşayan her anı. Ancak, birer kaybolan dalga olduğunda çalan müzikte, es vermişti her şey. Erkendi yanmak için, geri dönmek içinse, yeterli zamanı yoktu. Daha çok ulaşmak istedi bilinmeyene, daha da zorladı aklın kilitli odalarını. Tek bir anahtar yardımıyla açmaya çalıştı tüm kapıları. Başaramadı, ama vazgeçmek için çok geçti artık. Kaybetti yaşayan tüm anıları, şimdi ise, yalnız bugünü, bir geçmiş olarak kalacaktı.
Aklıma geldikçe durasım geliyordu yolda, bu sonsuzluğa uzanan bir geçit gibi değildi asla. Yüzleşme her şeyin sonrasında başlayacaktı, korku; bastonunu yanına bırakmış, bir iskemlede oturuyor ve beni bekliyordu. Güçsüzdü belki, ama karşısına beni aldığında benim zayıflıklarım ile beslenecekti. Benim çekimserliğim ile baskıcı bir tutum içerisine girişecekti. Klasik bir Remy Martin tüm düşüncelerden uzaklaşmama yeterli olamazdı, sanki kıskacı altına girmiştim bu hislerin ve her yerimden sıkıyor, daraltıyordu ruhumu. Neden bu denli korku vardı her şeyin içinde, her gizin ardında saklanmış ürkekliğim, neden bu genç bedene, yaşlı genlerini sığdırmak için bir uğraş vermekte. Düşünmeden öldürdüğüm tüm bedenler, şimdi peşimden gelen birer hayalet mi olmakta, birer birer onları tekrar mı öldürmeliyim yoksa? Hem bir ölüyü, nasıl olurda öldürebilirim bu yaşamda?
Kendimden geçmiş olmalıyım, ıslanmış giysilerim; sadece bir kaç dakika içinde dağılmış benliğim. Geçmişin izleri her yerde, kulübeden buraya kadar yer alan sürtünme, kumları dağıtmış düzgün, bir doğru ekseninde. Fazla olur gel gitler bu kıyıda, birazdan silinir dalgalarla. Devam etmeliyim, yangın henüz bitmemişken, bu bedeni oraya götürmeliyim.