Imdb: 7.8 / 9
Yıl: 2013
Yönetmen: Giuseppe Tornatore
Nereden başlamalı ki bu film için. Esrarengiz bir hastalık ile dikkat kesilmemi sağlayan, müzikleri ile gecelerime sonsuzluk katan mı demeliyim yoksa? Kesinlikle yönetmenden demeliyim, çünkü daha öncesinde Malena (Çok da bana göre olmasa da,) ve The Legend of 1900 (Buna da bir gün geleceğiz.) filmlerini hem yazıp hem yönetmiş birinden bahsediyoruz. Karşımızda Giuseppe Tornatore, ne de güzel insansın sen böyle! Elbette Oscar almadı =)
Nedir, ne değildir ki bu film; tarihi eserler konusunda expert bir karakterin mükemmel aldanış öyküsü mü yoksa aşkın insanı kör ediyor olması mı her zamanki gibi. (Kaçırmışım, Volti e Fantasmi soundtrack’i uzun yıllarca uyumak ve yazmak için kullanmış olduğum yegane parçalardan biridir, aşığım bu esere ve de Ennio Morricone!)
Bu filmde mi şu an hatırlamıyorum ama Paris’te her bir yanı saatlerle kaplı bir kafenin temsili de yer alıyordu, harikaydı. Uzun yıllar geçmiş üzerinden, Ankara Caddesi’nde bir evdi izlemiş olduğum ya da o ikinci kez mi izliyor olduğumdu? Sanırım birkaç defası vardı bu filmin tekrarlanan, ne de olsa izlenebiliyorsa hala, harika olmalıdır değil mi?
Dedim ya bir ana karakterimiz var her an olduğu gibi, sevdiğim de biridir belki de siz onu Karayip Korsanları (Ah, o derece önemsemedim ki türkçeleşti adı…) filminden bilebilirsiniz: Geoffrey Rush kendisi. Bence parlamış olduğu 1996 yapımı Shine filmi olmalı, (Ah bu filmi de bir ara yazmalıyım!) ardında Munich O’na ne katmış olabilirdi ki sanki. Neyse, klasik açık arttırmaların ardından başarılı abimiz güzel de bir tuzağa düşmekte. Güzel derken, hep kadından bu kısımlar, hem de görünmeyene uzanmak.
Ya sonu; mutlu bir yuva, imrenilecek bir aşk ve ömür boyu sürecek bir sevgi… Karıştırdım, bu o film değildi, siz hala bunların olabileceğine mi inanmıştınız yoksa? O yüzden izleyin =)