Prolog


Deneysel bir çalışma gibi olsa da, ne de olsa her an düşünüyorum dedim ardında. Neden yazmıyordum ki o an? Miskin bir kedi gibi davranıyordum baktığımda. O da kalkmazdı masadan.

Bir yandan neredeyse kırk gündür uğraş verdiğim soneler, hala büsbütün değiller, sanırım hiç bir zaman da olmayacaklar bu gidişle. Damn, nedense daha kısa zannediyorum Tuğçe henüz söylememişken. Prolog der iken akla ilk gelen ise o lanet video oyunu yıllar öncesinde, biraz da korkutucu denilebilirdi düşündüğümde. Aslında Max Payne için de böyle bir bölüm vardı zihnimde, neyse ki bilinç altımda hala yer edinmekte. Bu arada eskiden şiir yazabiliyormuşum, neden şimdi yazamıyorum ki acaba? Kafein dozunu ayarlamalı bunun ve belki bir iki de çavdar atmalı ağzına. Dokunmatik bir ekrandan yazıyor olmak da biraz zorlayacak, elbette kara kaplı defter kadar olmayacak. Ne uğraşmıştım ona…

Şimdi ise klavye karanlıkta parlayan bir yıldız gibi geliyor olmalı, nedense bu web tabanlı arayüz hiç bir an tercihim değildi. Klasik font ile döşenmiş on ikilik punto değişmezim, değiştim biraz, deriştim bir an. Derinliğim her zaman ki gibi, ufak mutluluklar arıyor insan. Büyük çabalar, ufalarak yok olmakta, hiç bana sormamakta hislerimi. Histeri mi, hissetim mi hissizliği yoksa. Kısa kısa, devam ederim ne de olsa.

Hikayem epey fazla, yalnız ben azalmıştım bu satırlarda.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.