Farketmiş olmalıyım; bir yazıyı uzun bir zamana yaydığımda, çoğu kısımda kopuyorum hikayeden. Neyse ki bir öykünün oluşu yalnız, bir şekilde toparlayabilmemi sağlıyor düşündüğümde.
Temmuz’da başlayarak, Eylül’de bitirmek de nedir, belki de çok fazla zaman bulamıyor olmak ekseriyeti. Çokça kelime oyunu ve akrostiş, haddinden fazla benzeşme ve benzetim. Beti benzi atmış gibi sözlerin ancak her biri özgedir mısralarda. Bunun üzerine on dört, on beş sayfalık öykülere ara vermek gerek aslında. Özlediğim Nirvana parçalarına dönmeliyim bir yandan, ”Where did you sleep last night?”, evet evdeydim. Unutmadan tütsü edinmeliyim, stoklarım yetersiz olduğu gibi yersizdi. Şöyle bir hisse de kapılmış olabilirim, sanki iki bin kelimelik yazılar, iki saatlik fimler gibi, daha fazlası olduğunda, kült bir yapım elde etmekteyim. Bin beş segmentine düştüğümde, cipsi de yanıma olarak yazdığımı düşünmüş temelim. Hoş değildi…
Sonelere geldiğimde ise, güzel bir uğraştı benim için. Hayali bir karakter öldürdüğüm ve yaşattığım bir ben ertesinde. Yüzmeyi bilmeyen iki hilkat garibesi, biri yargıladığım diğer yargılandığım yalnız, bu arada su soğuk değil, Soğuksu idi orası ve az ilerisi otobanın. Artık biraz durulalım, böyle giderse yazmaya devam edecek bir yanım.