Eylül


Kapısını aralıyorum odanın, karanlığın içerisinden sararmış yapraklara doğru yolculuğa çıkıyor adımlarım. Satırlarım, güzü çekiyor içine, hüznü harmanlıyor kadehlerde. Kal demeden ruhuma bedenim, havayı teneffüs ediyor sonbaharın teninde. Bir Eylül daha öne çıkıyor mevsimlerden, haber veriyor kaybolmuşluğu. Sonmuşçasına vuruyor zihnimdeki davula, dokuz sekizlik olmaktan çok uzak. Çok ırak bir yerde yaşıyor benden geride kalanlar. Onlar da artık yanımda yer almıyorlar.

Dahası, kayboldular. Nerede olduğunun farkında değil hiç biri, bir hiç gibi, linç edilmeye müsaitti her bir ben öyküdeki. Döngüdeki, bir kaçıydı benden, bir ben gibi davranmamışlardı içerken, yudumlarken kahveyi. On sekiz yıllık maltın içerisine buz atmamıştı kişiliğim, dinginim; dildeyim dudaklarında, dipte değildi asla kimliğim. Yalan olamayacak kadar gerçekçiydi tonlar, çizdim beyazlığın üzerine her birini. Şimdi çıkıyor içimdekilerin vurdunduymazlığı dışarı, aşırıya kaçmadan anlatıyorum baharı. Anımsıyorum; yalandan sergilenen her bir tebessümün işgüzarlığını. Rüzgarını, savrulduğum her bir yanı, kilometre ve taşlarını.

Bir sene öncesini ve daha da ötesini, berisini, hikayesini zamanın. O kapı hiç aralanmadı.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.