Tabloların grenliği, kırık dökük eşyalar, peluş oyuncaklar ve şarap kadehleri; antika gramafonlar,yaprakları sararmış dergiler, gazete küpürleri ve madeni paralar. Bırakın beni bu eskimişliğin içerisinde dedirtiyor bana, bırakın burada eskimeye yüz tutsun umutlar.
Kokusu dahi farklıydı, içine çekmişti beni, O’nun kokusu kadar olmasa da bir halat ile bağlamıştı sahaf kimliğimi. Gecesinde Luft gösterisi, tiyatroya gitmeyi özledim. Aslında bir iki yıl önce ikna etmiştim birisini…
Sonrasında kendi perdeme uyandım, aynı kırmızılıkta ve yağmur. Eylül’ün geldiğini bu denli haber veremezdi bana. Bu denli geride kalmamalıydı unutulanlar. Oysa bir şarkıydı o da, iz bırakanlar unutulmaz. ”Hey solist, bana supergirl çal,” dediğimde gecede, şarkıyı bilmediğini ifade ediyordu vokal, love me again şarkısı ile beni kandırmaya çalıştılar, oysa tek kişilik olmayacaktı hiç bir dans.
Sabahında yeniden, sarpa sarmadan her şey, sarılmadan, salındığımda yatağın bir köşesinden odaya. Merhaba, kaç kez ölmek için uyandık bugüne acaba…