Arkasında her şeyin; gecenin ve gündüzün ardında düşlediklerim. Düşündüklerim ertesinde, ebediyete kadar uzanmayacak olsa da aitti benliğime. Derginin bir kapağında görmüştüm öncesinde, hala masamda duruyordu eskizler, bir kısmı onun yerinde, ona ait olarak sergileniyordu ayraçlar eşliğinde. Serpme bir kahvaltı dilenmişti ötesinde, hiçbiri gerçekleşmemişti bu serüvende, geride seyreden düşler, peşimde koşan gölgelerimde çekilmişti inine.
Sorgu başlıyordu içimde, “Düşmeli mi birden, yoksa koşmalı mıydı manzumede? “, ötekileşiyorken her nazmın şeklinde, yalnız cümle sonlarında mı benzeşiyordum şiirde? Gecesi vardı sebebiyle ve gündüzlerim onun güneşinde. Her adım, her saniye uzaklaştırıyorken bedeni, karanlığım aydınlanırdı onun gülüşüyle.
Tebessüm ettim tekrar kedere, evet biraz da kaderdi gelecek. Bir tanrının yokluğu hissinde, bir tanrıçaydı geçmişi çizecek. Karalayacaktı her bir metni, her bir kentin güneşiydi kendisi. Her bir sentim tükenen, her bir bendimdi çiğnettiğim.
Tükeniyordu erittiğim, apaçık geçmişin perdesinde, aralıktı üçünden biri ve arasız hissedilirdi. Bir boşluk anında günün, ansızın düşürürdü seni.
Şarkılardı eşlik ettiğim; her biri başka bir anı, başka bir geçmişin sözleriydi, ezberledim yalnız ve unutmadım hiçbirini.