Yakıldılar, geriye hiçbir şey kalmadı. Hiçliğinden türeyen her bir sanrı, bomboş bir hikaye bıraktı geride. Bende, sensizliğinde sürdü bu sürgün içerlediğinde.
Direne direne çıkıldı merdivenler, yorgundu beden, yorgunduk ikimiz. Dilimiz lal ve kördü gözlerimiz. Hisler gizlenirken köhne bir köşede, eller tutunurdu birbirine, biri de çıkıp demezdi kendime sarılıp ölemem diye. Dövündüğüm bir romanın sararmış teninde, yırtılmış sayfalarında kalırdım gecede.
Ne değişmişti, ne silinmişti bu öyküde? Örtüde kalan lekeler, hangi geçmişe aitti, hangi anı yaşatmıştı beride? Ne sende, ne de bende bitmişti kadeh, ısrarla doldurmaya çalışmak niye? Daha ne dileyebilir bir insan, başka birinden.
Daha ne kadar güçlü durulabilir rüzgar vururken? Ne kadar, nasıl ve neden olduğu sorgulanabilir düşündüğünde. Gecemi bir fenerle aydınlatmak istediğimde, niçin küçülür göz bebeklerim ışığı gördüğünde?
Dinle; sessizliğin bir uğultusu var gecede, yankısı kulaklarımda, çatlayan duvarların eşliğinde, buğulu pencereler dışarıya baktığımda. Yağmalı yağmur ardında, o gecede dışarı çıktığımızda, yağmıyor olsa da soğuktu hava. İşte oradaydı Ay, teni yalnız senin, üzerime vuran ışığın benim. Serin, sadece bekliyorduk aracın gelmesini ikimiz. Çok geçse de üzerinden şimdi, hala aynı dakikaların içindeydi zihnim.