Öncesiydi diyordum hep, epey geçmişti üzerimden ve hala ilerliyordu gemiler ben limanda seyrederken. Uzanıyorken parmaklarım kaleme, ansız bir dürtü yer alıyordu istemeden, ”Şşt, duyacaklar,” diyordu her bir uzuv, bulunamayan huzur, huzursuzluk, gurur; asla çiğnemeyen bir kusurdu, onlara sorun.
Doğrusu, içime sinmiş tortunun kalıntılarıydı hala, hiçbirinin yer almasına gerek yoktu hayatımda, ya sükut düğümleyecekti kelimeleri boğazımda, ya da ben gözlerime değil de dudaklarıma mil çekecektim bu doğrultuda. ”Değil” adında bir öykü yazımıyla uğraşıyordum arada ve gerçekten değildi aslında. Değildi, asla dediğim bir başka yansıma, değildi; melodilerin uzaklaşması kulaklarımda.
Şimdi Tanrı’nın Evi’ne ilerliyormuş gibi ayaklarım, adımlarım; hala bir atım daha sergilemeye ürker, bakışlarım, kaçırır kendini aynalardan. Sarmaş dolaş şeytanlarımla günahlarım, günbe-gün biriktirdiğim ahlarım, asla zihnimde kaybolmayan anlarım, sarkar bir pencereden. Hiç mutlu olur mu insan ölüme gülümserken, yoksa bu da bir başka yanılgı mı olmalı düşünürken; düşlerken onu, saat onda kapanırken şehirlerin büyüsü, onda mı saklı kalır, ona karşı büyüttüğüm, içimde yükselen gürültü? Gürlediğinde gökyüzü, ıslanırken hayallerim, bulutlar mı küskün olur bana, bir başka düşü yaşatırken mi yakalanır bedenim suçüstü?
O, bu ya da şu değil; değil çehremi dolduran suretlerin yapay gülüşü, değilse de korkularımın beni ne kadar ürküttüğüne değin anlatılan bir öykü. Sadece yürüyorum; ne geride bırakılan bir düş, ne de gitmeyi düşündüğüm bir gelecek önümde, öncesiydi demiştim, geçmişti hep.