Kısa Yolculuklar


Şehirlerarası bir yolculuğun cam kenarında ruhum, izliyor; önce dağlar yükseliyor tünele gelmeden, ardında soğuk bastırıyor ansızın. ‘’Başkasının Kollarında’’ çalıyor kulaklarımda, Coldplay ile şeritler bir bütün halini alıyor o yolda. Dusk seçenekleri sorguluyor şarkıda, Tim Booth kötü meleklerin dansını anlatıyor bana. London Grammar bir gece çağrısı diyordu buna, Blackfield ise sadece acıdan bahsediyor notalarda. Ardında Old and Wise, Going Nowhere ve Centrefolds sırada, sonrasında To Blossom Blue, Again ve All is Full of Love. Öyle ya, her şey başka bir geçmişin yansımasıyla satırlarda, özge bir başlangıç yapmak adına varlar.

Başımı kaldırdığımda pencere tarafından, başıboş bir otobüsün içerisinde olduğumu fark ediyorum aslında. Sadece birkaç kilometre ilerlemiş ve hala aynı şehrin karanlığında, aynı fabrikanın kokusu sızlatırken burnumu, uzaklaşamamışım pek fazla. Duraksadığım, aracın durduğu her bir durakta, bir kısmım bırakmış, ayrılmış; ayılmış ve arta kalanlarımı topluyorum sabahında. Ne kaldıysa artık daha fazla, kapatıyorum her birini bir odaya.

Çıkmak istiyorum; onlar kalabilir, beni, ben yapmakta olan her şey ile ayrılmak istiyorum buradan. Dağılmadan, dağıtmadan biraz da, sıyrılmak istiyorum bu karanlıktan. Güller ve silahlar, zihnim karıncalanıyor; bir kasım yağmuru şarkısında o kadın neden ölüyor? Axl Rose, gerçekten bir anagram gibi mi görünüyor? Anathema, Draconian; neden melankoliyi de yanına alıp götürmüyor? Bir pagan şiiri gibi; Thom Yorke, neden Björk ile aynı kaderi paylaşıyor?

Çıkmak istiyorum; neden bir şeyin içerisindeymişçesine bir tutuma bürünüyor her yanım? Satürasyonu bozulmuş gibi kanın, atmıyor ritmi, çarpmıyor eskisi gibi, eskidi her biri. Bir eskiciden satın alınabilecek gibi cismim, kara kaplı defter ise sahafların tozlanmış raflarında, çoktan atılmış olduğunu düşünüyor benliğim. Dert ettiğim değil, denk getirdiğim zamanlama; pes ettiğim değil, sek içtiğimdi hayat. Gin Fizz değil, Bozcaada’da içilen bir rakı gibiydi kadınlar. Adanın kokusu, denizin dalgaları, vuruyordu aralıktan kıyılarıma.

Şehirlerarası değildi yolculuklar, kırkında pınarın, on beş kilometre kadardı anca. Saate bakmıştım; henüz erken değildi ama başka bir yaşama geç kalmıştım.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.