Yak dedim önce; çehremdeki bir yığın temsili oluşturduğunu düşünmedi sözcükler, yak dediğimde ise ışıkları, uzun bir süredir karanlıkla büyümüştü gözler. Göremezdi gündüzleri, her biri başka bir düşün yalnızlığı, farklı bir çıkmazdı. Birden fazla sokağı vardı yaşamın, nedense ana yolları tercih etmemişti tali yollarım, talihsizdi, sahipsizdi her bir köşe başı. Yassıydı, yayvandı bir anlamda ve yatsıydı karanlığa kavuşturan.
İki adım daha attım aldırmadan; yalanlarla, yakanlarla. Yaratıcıdan ötürü saygı duyulan her bir varlıkla, var olanlarla ve var ettiklerimle aslında. Bir hiç iken gökyüzüne çıkarılanlarla, çıkardıklarımla hayatımdan. Kızgın sarışın demiştim ”Bana Dair” satırlarında, şimdi ise dökülmüştü saçlar. Bedenlerinin ağırlığı kadar karaktere sahip olanlar, yakınmalıydı vücutlarından, yanmalıydı kandığımda. Kanamalıydı onlar, kanatsız birer melek gibi davrandıklarında; şeytanın şekle bürünmüş her bir yüzü, ağlamalıydı sonsuza kadar. Yürürdüm sessizce, gidebildiğim yere kadar, uzanabildiğim göğe, yüzebildiğim okyanusa ufukta. Olamazdım onlar gibi, onlar gibi doyuramazdım içimdeki açlığı, beslenmezdi nefsim başka bir insanın kanı ile, kaybetmezdi içindeki saflığı. Sardığım başka bir sigara, içtiğim başka bir kadeh bana verirdi acıyı. Kendime, kendimle olan kavgaya idi tüm savaşlarım.
Yaz demiştim öncesinde sonbaharın; güneşin çehreme vurduğunu düşünüyordu sözcükler, yaz dediğimdeyse yeni baştan, ”Oku” kelimesinin anlamını bilmeyen gözlerdi yazılana söz eden. Bakmazdı suskunluğa hiç biri, hiç mi neden sorusuyla donatılmazdı dudakların çilekten rengi; inceliğinden, beyazına tenin. Reddine gecenin, geçmesine günlerin. İki adım daha atmamışken henüz, kendisini sahneleyen ışıklara aldanan çehresi. Küçük detayların temsilcisi her biri; nasıl ki gezgin gibi görünüyorsa cümleler üçten yirmiye, aralıktan yanmış ocağa geçmişte, iki yakıcı gün azap oluyordu beride. Geride durduğum her bir an, ateşi yükseliyordu satırların öyküde. Tekrar ediyordum kendime, henüz tırmanmamış olsam da merdivenlerden, üç yılı, bir asır gibi yaşamıştım içimde. İçtim de bu yüzden İzmir’de, tanıştığım o kişi şimdi ikinci şarkısını, o kadınla sergiliyordu bu şehirde. Söylüyordu ben ayyaşsam diye, inatçılıktan bahsediyordu notaların eşliğinde. Kulaklarımı kapatıyordum ellerimle, ellerinle, el oluyordum gittikçe, er oluyordum savaşıma döndüğümde. Et oluyordum sade bir beden, es oluyordum, sadece suskunluğa itilen.
Bir adım daha atmış olsam gizlice, artık bir ben olmuyordum tebessüm eden. Biletlerim cebimde ve yalnız gidiş olarak ayırtılmıştı serüven. Konuşmuştuk çokça kez, anlatmış, aldanmıştık, kavrulduğumda güneşte, hiç yanmayanlar yalnız beyaz kalırdı. Benim satırlarım ve mısralarım; anlattığım nice sen ve sensizlik ayrılırdı. Artık bana ait değildi ben sandıklarım, bana ait değildi kaçışlar, ait olmamalıydı tozlanmış bir rafta duran sayfalar. Arta kalanlar, asla, asla dediğim her bir karar. Bir adım daha atmış olsam, geçmiş olacaktı benden bir yaşam.