Tepedeki Güneş


Diretti anahtarları cebinden bırakırken zemine, bir illetti onun için her muharebe. Çabuk yorulur, hızlıca tükenirdi beden ve karşı koymak istemezdi hiçbir sebebe. Ardına uzandığında gözleri aralanmış bir kapı, önüne çevrildiğinde çehresi hoşnut olmadığı bir münasebet. Sol yanında kilitli bir sandık, sanıyordu ki içinde saklanmış yakalayamadığı her bir gelecek. Edecek diye sarf edilen her bir sözcüğün değersiz kumaşı, bir subaşı sağlıyormuşçasına güven ortamını, haberi yoktu, çoktan körleşmiş gözleri farketmemişti tüm duvarların yıkıldığını. Zemine düşen anahtarları uzun parmakları arasına alan kadın, artık gidebileceğini anlatırdı adamın. Gözleriyle, ebabil silüeti ile, baldan yapma, bir mumun aleviyle, bakardı uzunca, anlatırdı.

Aldanırdı adamın diğer yarısı ve yarını terk ederdi sanrıyı. Şimdi daha da sağırdı kulakları, bir ama gibi bulamayacaktı yönünü, bir lal olmuşçasına soramayacaktı nerede olduğunu güneşin aydınlattığı gündüzün. Direnmedi, uçurumun eşiğinde yürüdüğünü farketmeden ilerledi. Tepedeydi güneş, oysa görmek istemeyene hep geceydi.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.