Dinle; henüz fark etmediğin çok tını var kulaklarının ötesinde, çarpıyorlar kendini hapsettiğin duvarların eşiğine. Aldırış etmiyorsun, gece uzadıkça, gün ışığının bir kez daha odanı aydınlatmayacağını düşünüyorsun. O sesler seninle konuşuyor olsa da sessizce, sen hala dinleyeceğin bir melodi yokmuş gibi davranıyorsun.
Kaldır bedenini şimdi usulca, o yatak bir kefenden farksız henüz anlamıyor olsan da. O çarşaf beyaza dolanan, tüm karanlık kabusları örtmüyor sen uyudukça. Yaşamak istiyorsan eğer, bırakmalısın düşlerinden bir hayat kurmayı uykuda, bırakmalısın; değer verdiğin, biçtiğin her bir ulaşılmazlığını gözlerini kapattığında. Ya bugünde yaşayıp gelecekte var olacaksın, ya da geçmişte yaşayıp orada kaybolacaksın.
Unutma; kaybettiğini düşündüğünde aslında, vazgeçilen olduğunu hatırlayacaksın. Sen vazgeçmiyorsan eğer, kazanan olarak kalacaksın.
Sıcak bir kahve kupada, loş bir ışık güneş parıltısını yansıtıyorken sana. Hafif bulutlu, ama yağmur yok Ocak ayında. Nefret ediyor olsan da gecenin geç saatlerinde, nefesinde gerçekleşen o olaydan, hala yaşıyor olmamalısın on altı yılın girdabında. Ölenle ölüyor olmak değildi hayat, öleni yaşatmaktır her zaman.