G01-4


İçeri girdiklerinde kapatıyorum kapıyı, karalıyorum ve yırtarak fırlatıyorum sayfayı. Karanlıkta olduğumu düşünen her bir beden yoksun kaldığında ışıktan, kırabileceğimi gösteriyorum duvarları. Henüz göz kapakları aralanmadan ve büyümeden göz bebekleri, görebileceklerini sanıyorlar Tanrı’yı. Tüm inandıkları ve inanmadıkları, tutunacak sanıyor, tutulacak sanıyor, dünyaları gölgesinde kaldığında ayın.

Kararlılığım, onların karanlığı ve kararsız her bir yanım, görülebilecek en keskin bıçağım taşıdığım. Sırtımdaki oklara aldırmadan keskinleşiyor bir girdapta. Girintileri vardı oysa ve yosma olsa tanımladığım, sözlükte baştan çıkarıcı bir ifade ile anılırdı baktığımda. Taptığında bir Tanrıça, tadıyor olduğunda bir kıskaç yakalandığın, bir mihrak, dışında ve asla yakalayamadığın. Kıskanmadığım bir hayat bu, kıvrımların yalnız tende değil, kişilikte saklandığı.

Birçoğu orada, o odanın içerisinde şimdi, bir yığın, leş bedenlerin üzerine çıkarak ışığı görmek istemekte, birkaçı, kopyalanmışsa da tek olduğunda ısrarcı o bedende. Olmaması gerekenler ve asla çemberin içinde görmek istemeyeceğiniz ödemler. Birer hastalık, birer parazit gövdenizde. Israrcı gülüşler, çıkarcı hesaplaşmaların kaynağı ve bir ispritizmacı gibi kovmalı onları.

Ardında aşıyorum surları; sulh içimde, kerh duyuyorum nefisten, künh yüzümde açıkça, birer silüet, yalnızca birer suret olsa da karşımdakiler, matah değil bu söylem okunduğunda, yakın değil, yakındığım da olamaz o paçavralar. Ne de olsa kalamar, birkaç kadehin ardında yalnızca halkaydı soğandan. Soydukça birileri, soyunmuştu onlar, soyluysa kimileri, birer soysuz olmuştu ardından.

İçeri girdiler usulca, çıplak kaldılar.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.