Uykusuzluğum; yarı uyanık, uykulu hayatlarım, hayallerim ve kabuslarım. Günün ilk ışığı vuruyor cama; cansızlığım, yarı ölü, ama yaşamaya çalışan bir yanım, sanrılarım, sandıklarım. Yeterince katlandı sayfalar ve bir yaprak sonsuza katlanırsa, köprüler değil, ışık yıllarınca bir ömür oluşturacak sonsuzluğa.
Radyoda çalan bir şarkı olsa hayat, sevdiğinde bir hışımla bitecek ardında. Geri sarılmadan, sararmadan bir yaz daha, bir yazı daha yazılmadan, alınmadan kalem parmakların arasına. 74, 75; doksan altı, iki üstüydü hep doğumlar.
Ne de sahteleşti tutumlar aldırmadan, aldırmadan duyguları vücuttan, ne de çok direndik yaşama tutunmaya. Bazen bir adım yok, bir adım daha atmıyorum onlara; bir baba rüyanın kıskacında, daha da ilginç bir hal alıyor, şekil değiştiriyor karanlıklar. 2005 yılından bu yana, ne de çok kan akıtmıştı oysa sayfalar. Doğuyorum; bir anka gibi değil küllerinden, doğuyorum 89 soğuğunda, büyüyorum deprem kuşağında, büyüdükçe ellerim çıkıyorum bir veledin vücudundan, ölüyorum o yıldan bu yana dediğim zamanda. Bir diriliş gerçekleşmiyor ardında, çürüyorum, tükeniş başlıyor kırıldığım soyda. 2015, 2017; üçten fazlası ama beş değil. Doksanlarda ama denk değil, eş değil, yalnız bir el insanlar. Bir er değilim, savaşamıyorum daha fazla, tüm muharebeler gerçekleşen, yalnızca düşmanı tanımaya. Tanıtmaya kendimi, anlatmaya ardında.
İki yüz, ikinci on yılın ilk basamağında; biri geri, ardına bakarken, diğeri bedenini ileriye doğrultmakta. Aynı zamanda, aynı dünyada çevirdim sırtımı ardımdaki karanlığa. Kar var, sadece bir kaç gün için, soğuk havalar, daha diri hissetmek için. Canlı, yaşadığımı bilmek, yaşattıklarımı yok etmek için. Sormadıkları için nasıl olduğumu, sormayacağım için. Rastlantı ile önüme çıktıklarında, konuşulduğunda bir an, hiçbir şey tevazu değildir.