Uyandığım bir rüyanın ertesinde gece hala, yine sabaha ulaşmak için çaba sarf etmiyor yelkovan. Zorluyorum bedeni; üçten on ikiyi buluyor saat, güçten düşmüş gibi yarı aralık gözler, saklanıyor korkulardan. Doğruluyorum yataktan; ne de değerli zaman, ne de değersiz şimdi kayıplar: kaybedilen her bir anı geride, ne de hatırlanmazdı mutlu olduğunda. Bu yüzden siliyorum tebessümü, mutsuzluğu takınıyorum çehreme, kederden bir giysi giyiyor üzerime ve unutmamak için, hatırlamak için diyorum kendime. Asla hatırlanmak için değildi; unutmak değil, hatırlamak yükü bizdeki diye tekrarlanan vecize.
Biraz kahve, bir iki duman daha, belki çok daha fazlası fincanda, unutamayacağım kadar anısı, yılı var. Kışı var aralıktan baktığımda, yazı var bedenimi içeri attığımda. Yazı var sayfalarca, baharı var, yarası, acısı uzandıkça yarınlara. Ölümüm kahveden, yasım dört buçuk şeker atılmıyor olmasından. Durmasından, durulmasından sokaklarda, koşmak için yorgun olduğumdan, kaldıramıyor olmak ayakları adım atmaya.
Uyandığım bir rüyanın ertesinde, bir harita çizmiyor olduğumdan, resmetmiyor, anlatmıyor olduğumdan eskisi gibi, fark etmiyor olduğundan hisleri, istedim; bir histeriydi geleceğin temeli, kornişin pervasızca tutamıyor olması perdeleri, çehremi, bir sanrı, bir depremdi süreksiz.