G03-1


Fark etmemiştim; onu ilk duyduğumda yelkovan, akrepten habersizdi. Sessizlik hakimdi o fısıltılar kulak çeperlerime çarptığında ve ne istediklerinin farkına varamıyordum ilk zamanlar. Uykunun en derin aşamasında, gözlerim tavana çarptığında ansızın, bedenimi sağda yer alan komodin üzerindeki saate çeviremiyordum asla. Bir tür sanrı habercisiydi yükselen uğultular, ya da hatırlamak istemediğim korkunç bir rüyaydı sayfayı araladığımda. Kabuslar birikmişti lavaboda ve taşıyor olmalılar diye düşünmüştüm o an. Ama şimdi siz ”Neden,” diye soruyorsunuz bana, ”Neden mi kaçtım oradan?”…

O girdaptan, içine çekmeden bedenimi, sahip olmadan bana. O karanlıktan, kapılmadan onun kollarına. O arayıştan, aralanmadan henüz başka bir yaprak.

Birkaç gecenin sabaha dönüşmesini izledim dakikalarca. Belki saniyeler, saliseler geçmiyor; gündüz geceliğini giymiş ve asla uyanmak istemiyordu. Duyulmuyordu içimdeki yakarışlar ve Tanrı benimle konuşmuyordu. Ama fısıltılar öyle mi, günün ilk ışığına dek kaybolmuyordu, bir şeyler anlatıyordu anlamıyor olsam da. Bir his, asla silinmiyordu içimde oluşan kuytudan. Gittikçe derinleşiyordu, değişiyordu zaman. Saat sanki ters yönünde yelkovanın, aksine ilerliyordu. Aksi bu ya, bakmaya çalıştıkça ona, baş döndürücü bir sarhoşluk gibi geliyordu. Bir kazan kaynıyordu unutulmuş, bir köşeye bırakılmış duygularımda, harlıca yanıyordu ateş bedenim donuyor olsa da. İrkiliyordum, gecenin bir yarısı, neden böyle bir hissin beni alaşağı ediyor olduğunu sorguluyordum. Aksine sorgudaymışçasına terliyor olsam da, ürktüğüm tüm o korkunç suratlar gözlerimin önünde beliriyordu.

Bir gece, yine gündüzün gecikmesiyle, uyandım o saatte. İlk fark ettiğim andı saatin üçü geçiyor olduğunu ve ilk kez dikkatle izlediğim andı akrebin savruluşunu. Duruşunu ardında ve zamanın bir anda akmadığını o sayfada. Kulak vermiştim fısıltılara, bilmediğim bir dil, sanki bir yabancı konuşuyordu karşımda. Bilmediğim bir ses, içimde yaşayan bir benliği uyandırmaya çalışıyor gibiydi aslında. Seçebildiğim sadece ”Öldür,” olmuştu, hangi aksan ya da hangi lisan ile üzenginin titreşimleri arasında yer aldı anlayamıyordum, sanki anlamam gerektiği kadarı ile okunmuş, anladığım kadarıyla yataktan bedenimi savuşturmuştum. Ne kadar uğraş versem de yanmıyordu odanın ışıkları, ne denli zorlasam da açamıyordum kapıyı. Deprem oluyor olmalıydı, duvarların ardındaki uğultu artık odanın içerisinde, içinde bulunduğum girdap, binanın yerinden oynuyormuş hissinde yatılıydı. Güçlükle aralamıştım kapının ardını ve hemen yanımda, yan odanın içerisinde kalmakta olanı, savrulan yapının arasından çıkartmalıydım. Yaklaştıkça koridor karanlığa gömülüyor ve ulaşmakta zorluk çekiyor gibi hissediyordum. Tökezliyordum arada, ayakta durmak yerine emeklemeyi tercih etmiştim o an. Hala sallanıyordu yedinci kat ve hala uzanamamıştım yanı başımdaki odaya. Uğultuların arasından seçebildiğim birkaç fısıltı, sanki onun odasından yükseliyordu. Yükselen her bir ses, depremin korkusundan daha da büyüyordu.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.