On üçüncü katın içerisinde, simülasyonun bittiği yerde ruhum. Yeşil parametrelerle dolu ekranların tıkandığı sahnede, ötesini göremiyor ve gidemiyor peşinden. Diyemiyor;
Bir başka dünya daha var ertesinde, korkuyor yalnız, bir başına ve belki de gölgesinden.
Oysa bir çok kez yaşanmıştı bu sahne öyküsünde, kendi yazdığı değil, yazıldığına inandığı. İnançlarının arasında, yalnız tekilliğe kandığı. Sarstığı vücudunu bu sinsi düşünce ile, yaktığı aynı anda. Gölgesi her an bir nefes ötesindeyken, kopya hataları gerçekleştirdiği bir yaşam onu yoran.
Neden hala bu denli kararlı, kararsızdı hala?
Oysa tahammülü olmadığını; yapma kalplerin bozulamayacağını, kırılamayacağını, onları def etmenin ardından göstermişti sahte yaşamlara. Fotoğraflardaki yüzler, bebekler oyuncaktan, gülüşmelerdi suratsızlıktan. Onlar ayrı olduğuna inanırken, bense tek bir yanılgı görürdüm maskenin arkasında.
Şeffaf bir suya düştüğünde o dürtüler, dudaklarından dökülen her söz yalnız bulandırırdı düşünceleri, öyle ya; kimsenin kirli tümceleri, etkilememeliydi bir zehir gibi sizi. Belki ötesi gelmeli, bir başka silüeti de katmalıydım zincire, ancak zamanı vardı her bir güzelin yanacağı hikayede.