Binlerce mil ötede gülüşün, okyanusun kalbinde parlamakta olan bir pırlanta gibi aydınlatıyor maviliği. Göz kamaştırıyor yakınlaştığında, kör ediyor sana adanan bakışların sahibini. Dokuz mil daha seyir alıyor ayaklarım sahil yolunda, uzanmak için sana, ayırmıyor denizi, gölü yanından. Ayrılmıyor başka bir yolculuk için yolundan, sıyrılamıyor senin silüetinin olduğu bir öykünün girdabından.
Akreplerin tınısı kulağımda, milenyuma henüz on yıl daha var, adımları atıyorken uzaklara, vadedilmiş topraklara açılan kapıyı aradığımda, bir meleğini gönder diye diretiyor satırlarda. İşte oradayım, o notanın vuruşunda, o sözlerin büyülü tümceleri oluşturduğu sayfada:
Karamsarlığın beyaz, saten gecesinde; W.A.S.P. başka biri olmak istediğini haykırdığında, ihanetin rahibi başka bir meleği, güneşi nasıl kovaladığına inandırdığında. Oradayım;
Lady in Black, Paint in Black tınısına dönüştüğünde, Entwine hala Safe in a Dream diye diretiyorken, Lumsk, Nightwish ve Opeth zihnin odalarındaki kapıları birer birer çalıyor olduğunda.
Björk ve Yorke sürdüyorken dansını, Katatonia, Draconian ve Anathema döküyorken, kurutuyorken gözlerin çehresini, Portishead ile salınıyorken yükseklerden, Pink Floyd ile süzülürken, uzanırken derinliklerine gökyüzünün.
Oradayım; asla unutamadığım geçmişin melodilerinde, asla bırakamadığım, terk edemediğim o hislerin içerisinde. Binlerce mil ötede, çehremi aydınlatacak bir ışık ararken ve giderek silinirken aynada yüzüm. Oradayım, asla burada olduğumu kabullenmesem de.