G5-03


Esaretin on altı yılı geride kaldı. Varoluşun tükenişinde, uzun yıllar saymıştım. Dakikalar, saniyeler geçmek bilmeyen ve bitiremediklerim, geri gelmeyeceği gerçeğiyle yüzleştiren. Ocağın yirmisinde yakılan ağıtları almıştım elime, iyi ki doğdun demek içindi yaşadığım muharebeler. Bugün o günlerden biriydi yinelenen, değiştiren, deriştiren beni.

Altı üstü Mayıs olması değildi; özlediklerim, özlem duyduğumdu kısık gözleriyle. Özveride bulunduğum her anın bir kapandan farksız görünümünde, ak düşmüş saçlarıydı gecemi gündüze çeviren. 1962’den yıllar sonrasında ise 2005’ti hüznü tüm iliklerime ileten. Bir ölümden çok doğum sancısı, kancası; nedense yok oluşun ardından tutuyor etlerimi, çekiyor ruhumun acısını. Çekiliyor gibiyim içimden, bir garip hüzün ve mutluluk artışı.

Yazdığımda, kalemi aldığımda parmaklarımın arasına, ben gibi hissettiriyor; yazmadığımda ise farksız oluyorum, bir garip soluyorum hayatı. İğreniyorum, eğreti duruyorum kalabalıkta, asla orada değilmiş gibi aklım, bedenim varoluşu sahnelemek için spot ışıklarının altında kalsa da, hala kaybetmekten korkuyorum sanırım, kaybedecek neyim olduğunu sorguluyor olsam da.

Nazmi adı ve bugün, mayısın altısında gözlerini açmıştı hayata; o gözler yaşama baktığında annesinin kollarında, bir çırpıda büyümüştü bedeni. Yirmi yedisini devirdi, bir çocuk getirdi dünyaya ve on altı yıl sonrasında, o çocuk taşıyordu onun bedenini omuzlarında.

Öyle ya; kimilerini sırtımızda taşıyorduk yaşıyor olsa da hayatta, kiminin ise yalnız cansız bedeni taşınırdı zamanın gerisinde kalındığında.

Anıların birinde yine Aynikola’da, hani Eşme’nin yukarısı olan, Sapanca’yı altına alan o muhteşem doğa örtüsünün ağaçlıkla kaplı dağları. Geleneksel bir mezarlık ve büyüdüğümüz korku anıları. Siyah giymiş kadınlar çehreleri saklı ve kazılmış bir mezar içerisinde kaldığım. Çocukluk işte dediğim anının gece yarısı, bir babanın kollarına tutunduğum sanrılarım. Her an bir kurtarıcı, bir ışık karanlığa; bir yol gösterici, seçimleri asla yapamayan kararsızlığımda. Bir çoğu var, bir kaçını artık unutuyor olsa da zihin, yaşanmışlıklar, en büyük alışkanlıklar.

Hatalar, duyulan sevgiyi asla zamanında yansıtamıyor olmanın o mat ışığında. Kayıp gittiğinde ellerinden zaman, geri dönüp anı, yakalayamıyor olduğunda. Şimdi bir çift sözün kaldığını fark ettiriyor ansız, iyi ki doğdun çiftesinin üzerine çıkamıyor dudakların arasından. Biliyorum, o izlemeye devam ediyor ardımda. Her yolsuz anın bocalayışında, yakıyor ışıkları karanlığıma. Esaretin on altı yılı geride kalırken, cesaretin hissi bürünüyor vücuda. Yanımda olanlarla ve artık geride kalanlara.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.