Bertaraf


Kayboldum ışığın silüetinde, bambaşka bir öykünün satırlarında bir yıldız parlaması olarak yer alıyordum öncesinde. Farklı şeritler çekilirken gökyüzündeki otobanın üzerine, kaygısız ayaklar, çarpışan otolar gibi sürüklenen araçların bulunduğu yola adım atmaya tereddüt etmiyor gibiydi. Yanıldığım bir dilimdi zamanın ensesinde, sanıldığı gibi kolay değildi geçmiş yerine geleceği silebilmek. Aralandıkça sayfalar başka bir gezegenin, bambaşka bir hikayenin girizgâhı henüz geçildiğinde, yeni baştan başlamalı diyordum her irkilişte.

İnine, daha da derine iniyordum bir sabahın güneşi henüz karanlığı ele geçirmediğinde. Ben hayat, ben ölüm; ben o yaşamın içerisindeki son yokuşun bedeni, beti benzi atmış kırışık silüeti. İnanır mısınız dibi ancak, aynı zamanda yükseltisi. Bir tsunami rakımları aştıkça, bir girdap okyanusun karanlığında. Bir başka ben uyandığında, bir başka ben kaynadıkça.

Unutuyorum, uyuya kalıyordum bir yandan. Bir yanda; rakamlarla arası çok iyi aksi bir şeytan, bir anda bunama gibi görünen bir demans hastalığı, yaftalanan bir mahlukat. Mahcup bakışlar, meczup aynı zamanda. İki ile toplandığında iki, hep beş oluyorsa da uçsuz bucaksız dünyada, evriliyordum sıradanlığa. Enseleniyordum yaşam tarafından. Sırtımdan çekiyor olsa da prangalar, mücadele etmeye devam ediyordum hala.

Unutuyor, uyuya kalıyordum o esnada. Tekrar ediyordum bunu bir paragraf ardında. Unutuyor, uyuya kalıyoruz eskidikçe zaman.

Şimdi o oyunlar yoktu birbirimize oynanan, o tebessümler yoktu gözlerimize baktığımızda. O bakışlar yoktu saklıdan, o kaçırmalar yoktu kendimizi çocukluğumuzdan.

Eskimiş gibi her biri Tanrı ile aramda, esnemiş gibi ruhumuzun neşesi, kapatmış gibi göz çeperlerini. Yok artık o uzun yürüyüşler duraklara, yok artık o uzun saatler haber alınmadığında beni yaratandan. Artık yok buluşmalar sarı sayfalarda, saklamalar beraber olunan günleri, uzanan tenleri secdeye insanlardan. Çıkmazlar, çıkılmak istenmeyen basamaklar koyunda huzursuzluğun. Kusurun, örtülmediği satırlar, örtüşmediği sanılar bir yanda. Bir anda, kurtulmayı istemek o anı diye zihne kazılan, yaftalanan sanrılardan. 

İnine, daha da derine inmeden aslında. Deyince bir okyanusun dipsiz bucaksız karanlığında, dediğimde bu son olmalı o karartı vücudumu sardığında. 

Çok değil; belki birkaç senesi var yaşanmışlığın, yaşantının ise birçok yılı var diyememiştim yaşamışlığı. Yaşardığında gözlerde yaşam, yaş almak, yaş akmasıydı yalnız. Yaşıydı geride kalan, yaşanmamış gibiydi her yaşam. Şimdi bakıp gülünebilir ve geçebilirdi hatıralar ön sayfalarda. Ön sapmalar kadar hesaplanan artılar, ayrıntılar çizilen bir aynanın karşısında. Ne de garip gelir insana kaybolan zamanlar, biraz da boşluğa uzanan anımsatıcılar. Uzaklığında dünyanın, derinliğinde uzayın. Dediğimde bu yarın, asla değil düne ait olanın bir yaprağı, bir parlaması. Uzun zaman önce gelinmişti boşluğundan uzayın, çokça zaman yerinmiş, ötekileşmiştik yabancılığımıza. Ötekiydim ben aynada kendimi bulamadığımda. Başka biriydim Tanrı olmadığında, başka biriydim bu zaman bana ait olmadıkça.

Demiştim ya inine, daha inince, gömülünce ve düştükçe yapraklarda yer alan her bir sözcüğün üzerine, başka bir dünyadan gelinmiş gibi başlıyordu hikaye. Kozmik bir savaş veriyordum kendimle, nükleer başlıklar saçılmıştı atmosfere ve yalnız Zenon kalmıştı gök kubbede. Kaç kez yok olmalıydık geçmişimizde ve kaç kez baştan başlayacağımıza inanabilirdik bu öyküde?

Değişmedi ertesinde, ne kadar uzak görünse de yakınlar, yakınmıştım bir çok tarafa. Yalanların üzerine inşa edilen inançlar, inandıklarım üzerinden vurmaya devam ediyordu beni. Bir insan, nasıl iki bedende yaşayabilirdi ki? İnançların üzerine inşa edilen yaşamlar, adanmışlık değil, aldanmışlığın üzerinden vuruyordu beni. Bir insan, nasıl bir yalan üzerinden bir yaşam edinebilirdi ki?

Zaman aşımına uğradıkça şeytanlarınla verdiğin savaşlar, yorgun, tükenmiş hissediyordu beden kendini. Tüketmişti kadehi, tünemişti karanlığın köhneliğine. Kaybolduğu ışığın silüetinde, bertaraf edilmişti bir köşede. Belki bu yüzden unutuyor, belki de bu yüzden unutmak istiyordu.

Belki bu yüzden kurutuyor, belki bu yüzden artık yağmur yağmıyordu geçmişinde.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.